Bu haber kez okundu.

ERDOĞAN TOPRAK’TAN HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU

TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ 20 KASIM 2022 SICAK GÜNDEM 1. Türkiye’ye uluslararası kara para soruşturması açılması veya Türkiye’nin FATF’ın kara listesine alınma ihtimali ciddileşti! 2. Sığınmacılarla ilgili uyarıları yıllarca ‘ENSARIZ’ diyerek örten iktidar, ülkeyi ciddi bir beka sorunu ile karşı karşıya bıraktı. Sınır güvenliği ortadan kalktı. İktidar, dış güçleri suçlayarak siyasi sorumluluktan kaçamaz! İÇ POLİTİKA 3. Hukuk devletinin tahrip edilmesi ve yargı sisteminin siyaset gölgesinde işlevsiz hale getirilmesinin ağır sonuçları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yayınladığı istatistiklerle somutlaştı. Türkiye, 20 bin dava dosyasıyla ilk sırada yer alıyor! 4. BTK, RTÜK devreye sokularak yaklaşık 10 saat boyunca haber alma özgürlüğü ihlal edildi! İktidarın halkın temel haklarını yok sayan uygulamaları devreye sokması, seçim sürecine dönük senaryoların planlandığını düşündürüyor! EKONOMİ 5. Ekim ayında konut satışları yüzde 25 düştü. Gerek yurtiçi gerekse küresel düzeyde konut fiyatı artışlarında Türkiye, dünya birincisi oldu. Milyonlarca kişi için ev sahibi olmak ya da kiralık konutta oturmak olanaksız hale geliyor! 6. Ek bütçeye rağmen ekimde aylık 83 milyar 254 milyon lira bütçe açığı verilirken, ocak[1]ekim dönemi açık toplamı 129 milyar TL’ye ulaştı! 7. Sanayide giderek belirginleşmeye başlayan durgunluk ve yavaşlama üretimdeki düşüşle iyice somutlaştı. Aylık bazda sanayi üretimi yüzde 1,6 geriledi! TARIM 8. Ekimde Tarım-ÜFE, yıllık yüzde 163,32’ye yükseldi. Üretici fiyat artışları, temel gıdaya erişimin gittikçe zorlaşacağını ve yetersiz beslenme sorununun ağırlaşacağını işaret ediyor! Milyonlarca gencimiz ve çocuklarımız açlığa mahkum ediliyor! DIŞ POLİTİKA 9. Putin’in 5 Ekim’de ilhak kararnamesini imzalayarak Herson’dan çekilme kararı, Rusya liderini askeri ve siyasi açıdan zora soktu. Ukrayna, yeni hedeflerinin Kırım dahil tüm topraklarını geri almak olduğunu açıkladı. ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 20 KASIM 2022 2 1. Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun yayınladığı ‘Suç gelirlerinin aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesi’ tebliğiyle, kamusal nüfuz sahibi kişilerin parasal[1]finansal eylemlerinin ‘sıkı takibe’ alınması kararlaştırıldı. Türkiye’ye uluslararası kara para soruşturması açılması veya FATF’ın kara listesine alınma ihtimali ciddileşti! Son dönemde ABD Hazinesi ve AB yetkilileri Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, Merkez Bankası Başkanı, Ticaret Bakanıyla görüşerek iktidara ‘Kara para ve yasa dışı kazançların aklanması, suç gelirleri, kaynağı belirsiz para transferleri’ konusunda yaptırım uyarısı yaptı. Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun (MASAK) alelacele 17 Kasım’da resmi gazetede yayınladığı ‘Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesi’ tebliği, iktidarın uluslararası kara para uyarıları karşısında panikle geri adım atmaya mecbur kaldığını gösteriyor. Tebliğde, “Yurt içinde veya yabancı bir ülkede seçimle veya atama yoluyla kendisine önemli bir kamusal görev tevdi edilen üst düzey gerçek kişiler ile uluslararası kuruluşların yönetim kurulu üyeleri, üst düzey yöneticileri ile eşdeğer görev yapan diğer kişiler”, ‘kamusal nüfuz sahibi kişi’ olarak tanımlanıyor. Kamusal nüfuz sahibi kişilerin finansal işlemlerinin ‘sıkı kontrole’ alınması öngörülüyor. Bu kontroller, kişilerin görev sürelerinin dolmasından sonra da bir yıl daha devam ettirilecek. Bu kişilerin finansal işlemleri, mal varlıkları ve sahip oldukları fonların kaynağının tespiti için MASAK tedbirler alacak. İktidar, FATF’ın (Mali Eylem Görev Gücü-Financial Action Task Force) uyarıları üzerine 2020’de kara paranın aklanmasıyla mücadele ve yolsuzluğu önleme yönündeki yasayı meclisten geçirirken, FATF’ın talepleri arasında yer alan 'siyasi nüfuz sahibi kişiler ve onların yakınlarının mal varlıkları ile mali yükümlülüklerinin izlenmesini' içeren maddeyi, son anda Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan’ın talimatıyla yasadan çıkarttı. FATF yasadan çıkarılan madde için uyarıda bulundu. İktidar gereken adımı atmayınca 2021 yılında Türkiye Gri Liste’ye alındı. 2020’de yasadan çıkartılan düzenlemenin şimdi apar topar MASAK tarafından uygulamaya koyulması, iktidar üzerinde suç gelirleri ve kara para aklanması konusunda uluslararası baskılarının arttığını, tebliği yürürlüğe koymaya mecbur kalındığını gösteriyor. İktidar bu tebliğle bugüne kadar yasa dışı suç gelirlerinin aklanmasına göz yumulduğunu itiraf ediyor. Kanımca CB Erdoğan bu tebliğle olası kara para soruşturması, kara liste ve yaptırım ihtimaline karşı FATF, ABD Hazinesi, AB Finansal Hizmetler Komiserliğinin gözünü boyayıp ikna ederek günü kurtarmayı ve ardından bildiğini okumaya devam etmeyi planlıyor. Tebliğe göre ‘Seçilmiş kamusal nüfuz sahibi kişi’ olan Cumhurbaşkanı Erdoğan açısından, başta kendisi ve yakınlarının, aile vakıflarının, yönetiminde yer aldığı Türkiye Varlık Fonu’nun finansal işlemleri, yurtiçi ve dışındaki para ve mal varlıklarının tespiti için MASAK’ın tebliğ hükümlerini uygulamasına ne ölçüde izin vereceği ‘siyasi ve ahlaki samimiyet testi’ olacak! ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 20 KASIM 2022 3 2. 13 Kasım’da İstiklal Caddesi’ndeki bombalı terör organizasyonundaki faillerin tamamı Suriyeli. Sığınmacılarla ilgili uyarıları yıllarca ‘ENSARIZ’ diyerek örten iktidarın, ülkeyi ciddi bir beka sorunu ile karşı karşıya bıraktığı, sınır güvenliğinin ortadan kalktığı, insan ve silah tacirlerinin ülkenin dört bir yanında olduğu ortaya çıktı! İstanbul’da Beyoğlu-İstiklal Caddesi’nde 13 Kasım’da yaşanan bombalı terör saldırısı, Türkiye’nin çok ciddi bir güvenlik açmazıyla ve yeni bir terör organizasyonu konseptiyle karşı karşıya olduğunu açığa çıkarttı. Suriye’de Esad yönetimini devirmek hevesiyle iç savaşa taraf ve müdahil olan iktidar ‘açık kapı’ politikasıyla 2011’den bu yana akın akın ülkemize gelen milyonlarca sığınmacıya yönelik uyarıları duymazlıktan geldi. İhvancı-Ilımlı İslamcı-Ilımlı Cihatçı örgütlerle iş birliği, ‘eğit-donat’ programlarıyla silah ve mali destek sağlanarak oluşturulan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)-Suriye Milli Ordusu (SMO) gibi yapılanmalar bu aymazlığın sonucunda ortaya çıktı. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı harekâtlarıyla TSK’nın kontrolüne alınan Türkiye-Suriye sınırındaki yerleşimler ÖSO-SMO’nun yönetimine devredildi. Bu örgütlerin insan ve silah ticareti, petrol ticareti, mala çökme, fidye vb. olaylarla palazlandıkları, kendi içlerinde çıkar savaşlarına girdikleri uzun süredir biliniyor. İstiklal Caddesi’nde yaşanan terörün faillerinin sınırlarımızdan yasa dışı yollarla geçerek İstanbul’un ortasına kadar gelmeleri, aylardır ev tutup yerleşmeleri, tekstil atölyeleri görüntüsü altında işyerleri kurmaları, silah ve patlayıcıları kolayca temin etmeleri ve eylemlerini gerçekleştirmeleri iktidarın güvenlik ve istihbarat zafiyetinin hangi boyutlarda olduğunu apaçık gösteriyor. Göç İdaresi’ne kayıtlı olanların dışında, 81 ile yayılan milyonlarca kayıt dışı sığınmacının hangi bağlantılarının olduğu, kime çalıştıkları, ülkeye nasıl sızdıkları soruları yanıtsız kalırken, sınıra örülen kilometrelerce beton duvara rağmen Afrin, Azez, Menbiç, El Bab’tan çıkıp İstanbul’un merkezine kadar terörist getirebilen bir yapılanma söz konusu. Bu saldırı; İçişleri Bakanı Suriye’de briket ev açılışı yaparken PKK’lı terörist sayısının 120’nin altına düştüğünü, adım atamadıklarını söylediğinin ertesi gününde, gerçekleşti. Sınırdan IŞİD’in ‘uyuyan hücrelerinin’ geçtiği, eylem için beklediklerine dönük iddialar yanında, İstiklal Caddesi bombası PKK[1]YPG’nin de ‘Suriyeli, Arap terörist’ devşirdiğini, eğittiğini ortaya koydu. Sınırlarınız kevgire dönmüşse, Mersin ve Beyoğlu saldırılarının failleri gibi teröristler, sınırdan rahatça geçip, ev tutup, sokaklarda geziyorsa içerideki terörist sayısını bilmenin bir anlamı yok. Aynı günlerde Ankara’da beş Afgan bıçaklanarak öldürüldü. Failin Afgan olduğu, kaçak olarak ülkeye girip, cinayetleri işledikten sonra tekrar sınırdan Afganistan’a döndüğü ortaya çıktı. Bakanın önce Kobani, sonra Afrin ve son olarak Menbiç’ten geldiğini söylediği teröristlerin geldiği bu yerler iktidarın silahlandırıp, maaşa bağladığı ÖSO-SMO kontrolünde! Sınırlar yol geçen hanına dönmüş! Dileyen gelip eylem yapıp gidiyorsa, ABD ya da bir başka dış gücü suçlamadan önce, tüm bunları önleyemeyen iktidar siyasi sorumluluğunu, beceriksizliğini kabul etmek zorunda! İktidar, dış güçleri suçlayarak siyasi sorumluluktan kaçamaz! ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 20 KASIM 2022 4 3. Hukuk devletinin tahrip edilmesi ve yargı sisteminin siyaset gölgesinde işlevsiz hale getirilmesinin ağır sonuçları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yayınladığı aylık dava istatistikleriyle somutlaştı. Türkiye, adil yargılanma hakkının ihlalinde ulaşılan boyutu gözler önüne seren bu yüz kızartıcı tabloyla, 20 bin dava dosyasıyla ilk sırada yer alıyor! Adalet Bakanlığı’nın adli istatistiklerine göre Türkiye’de son bir yılda açılan dava sayısı 8 milyon 200 bin. Önceden devreden 4 milyon dava dosyasıyla birlikte halen mahkemelerdeki dava dosyası sayısı 12 milyonun üzerinde. Her dosyada davacı ve davalı olarak asgari iki kişinin olduğunu varsaydığımızda bile mahkeme kapılarındaki vatandaş sayısı 24 milyon kişi. Toplu davaları, çoklu mağduriyetleri göz önünde bulundurduğumuzda adliyelere yolu düşenlerin sayısı 30 milyona yaklaşıyor. Yine adli istatistiklere bakıldığında ilk derece mahkemesi, istinaf ve Yargıtay aşamalarıyla birlikte bir davanın nihai karara bağlanması 4-5 yılı buluyor. Herkesin bildiği gibi ‘Geç gelen adalet, adalet değildir’ sözü Türkiye yargısının ve adalet sisteminin gerçeğini tanımlıyor. Siyasi amaçlarla defalarca yargı sisteminin ayarlarıyla oynayan iktidarın, ülkede bağımsız ve tarafsız yargıyı içine düşürdüğü ağır hasarlı tablonun yansıması, uluslararası alanda da Türkiye’yi bir utanç tablosuyla karşı karşıya bırakıyor. Altına imza attığı ve TBMM’den geçirip yasalaştırdığı uluslararası anlaşmayı tanımadığını ilan eden, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını uygulamadığı gibi kararı uygulamayan hakimleri tayin ve terfilerle ödüllendiren iktidarın yarattığı hukuksuzluk ve adaletsizlik ortamında adalet arayanlar son çareyi AİHM’de buluyor. Türk yargısının verdiği kararların neredeyse tamamına yakını AİHM’de bozulurken artan mağduriyetler, yıllar süren haksızlık ve hukuksuzluklar yargıya güveni ve saygıyı dibe vurduruyor. AİHM’nin aylık olarak yayınladığı son istatistiklerde 31 Ekim 2022 itibarıyla Türkiye 19 bin 850 dava dosyasıyla en fazla dava açılan, başvuru yapılan birinci ülke konumunda. Sadece bu yüz kızartıcı birincilik bile Türkiye’deki adalet mekanizmasının işleyişindeki bozuklukları, yargılamaların ve verilen kararların vicdanlarda kabul görmediğini, insanların adalet arayışını sonuna kadar sürdürdüğünü gösteriyor. AİHM’nin yargılama yetkisini tanıyan 46 üye ülkeden yapılan toplam başvuru 75 bin 350 iken, yaklaşık 20 bin dava dosyası ile bunun neredeyse üçte birinin tek başına Türkiye’den gelen davalar olması bile sorgulanması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir durum. Türkiye’nin ardından savaş halindeki iki ülkeden Rusya, 17 bin 50 dava dosyasıyla ikinci, Ukrayna, 10 bin 750 dava dosyasıyla üçüncü sırada bulunuyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) görev alacak Türk yargıç kontenjanı için gösterilen adayların defalarca ‘yetersiz ve liyakatsiz’ bulunup reddedilmesi, görev süresi dolan Türk yargıcın yerine iki yıl nitelikli bir hukukçu bulamayan, yargıç gönderemeyen iktidarın ülkemize böyle bir utanç yaşatması kabul edilemez. AK Partili bir vekilin kardeşini AİHM yargıcı yapan iktidar, içeride yargıyı siyasallaştırma hedefini AİHM’ye de taşıdı. AİHM’deki davalarda sürekli şekilde Türkiye lehine sadece bir oy çıkması bu siyasi yargıç atamasının sonucudur! ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 20 KASIM 2022 5 4. İstiklal Caddesi saldırısı ardından iktidarın özellikle bilgi edinme, haber alma, gerçeği öğrenme konusunda halkın temel haklarını yok sayan uygulamaları devreye sokması, seçim sürecine dönük planladıkları senaryonun bir provası idi. BTK, RTÜK devreye sokularak yayın yasakları, internet kısıtlamalarıyla yaklaşık 10 saat boyunca haber alma özgürlüğü yasalara ve anayasaya aykırı şekilde ihlal edildi! Dezenformasyon yasasıyla yürürlüğe konulan kısıtlamaların ve suç tanımlarının ağırlıkla iktidarın seçimi kaybetme endişesinin ürünü olduğunu daha önce de vurguladım. İstiklal Caddesi’nde yaşanan terör saldırısının ardından Bilgi Teknolojileri Kurumu (BTK) ve Radyo[1]Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından uygulamaya konulan yasaklar ve kısıtlamalar kanımca bir tür prova idi. RTÜK bombalı terör saldırısıyla ilgili haberlere yayın yasağı getirirken, BTK ise internet hızını düşürüp, sosyal medya mecralarına ‘bant daraltma’ uygulamasına geçerek iletişimi, gelişmelerden haberdar olma olanağını ve halkın haber alma, gerçeği öğrenme hakkını tümüyle ortadan kaldırdı. İktidar sözcüleri bu uygulamaları dezenformasyonla mücadele, yalan-yanlış bilgilerin yayılmasını önleme, halkı panik ve endişeye sevk edecek olasılıkları bertaraf etme gerekçesine dayandırdılar. Resmi açıklamalar dışındaki bilgilere itibar edilmemesi istendi. Ancak resmi açıklamaların otomatik olarak doğru kabul edilmesi, tek yönlü ve tek yanlı bilgilendirmenin ötesinde gerçeklerin gizlenmesine, üzerinin örtülmesine zemin hazırlayan bir durumdur. Nitekim İçişleri Bakanı teröristin geldiği yerle ilgili şu ana kadar üç farklı açıklama yaptı. Daha sonra ortaya çıktı ki, faillerin bazıları bir yıldan uzun süredir, bombayı taşıyan kadın terörist ise 4 aydan bu yana İstanbul’da. Ayakkabı numarasına kadar teröristleri bilen İçişleri Bakanı aylardır Türkiye’de, İstanbul’da olan, defalarca Taksim’de, İstiklal Caddesi’nde keşif yapanların ayakkabı numaralarından ve varlıklarından habersiz. İktidar ülkeyi sarsan bu olayı bilgi ve haber kanallarının kesilmesi ve enformasyon karartmasının provası amacıyla kullandı. Seçime doğru çeşitli bahanelerle benzer uygulamaların deneneceği anlaşılıyor. 2014 yerel seçiminde elektriklerin kesilmesi, trafolara kedi girdiğinin öne sürülmesi, 2019 yerel seçiminde AA’nın sayım sonuçlarıyla ilgili bilgi akışını kesmesi, iktidarın daha önceki sicilinin temiz olmadığının göstergeleri. İktidarın savunduğu tezlerin tam aksine, halkın bilgiye erişimi kesilirse dezenformasyon, fısıltı gazetesi ve yalanların daha etkili şekilde yayılacağı apaçık olduğu halde iletişim kanallarının durdurulması, iktidarın iyi niyetli olmadığının ve bazı karanlık senaryolar planladığını gösteriyor. Bilgi Teknolojileri Kurumu’nun (BTK) interneti yavaşlatıp, bant daraltma uygulamasına gittiği sürede VPN (Virtual Private Network) kullanımının yüzde 853 artmış olması, halkın bu uygulamaların gerçek amacını görerek, bilgiye erişim için her türlü olanağı kullanmaya yöneldiğini, haber alma hakkından vazgeçmediğini gösteriyor. İktidar; hangi senaryoyu hazırlarsa hazırlasın, hangi karanlık planları yaparsa yapsın, halkın iradesine engel koyamayacak ve halkın gücüne boyun eğmek zorunda kalacaktır! ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 20 KASIM 2022 6 5. Ekim ayında konut satışları yüzde 25 düştü. Gerek yurtiçi gerekse küresel düzeyde konut fiyatı artışlarında Türkiye, dünya birincisi oldu. Kiraların özellikle büyük şehirlerde ortalama 7-10 bin TL ve üzerine çıkması, milyonlarca kişi için ev sahibi olmayı ya da kiralık konutta oturmayı olanaksız hale getirdi! Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verileriyle ülke genelinde konut satışları ekim ayında eylüle göre yüzde 9,47, geçen yılın ekim ayına göre yüzde 25,3 geriledi. Yabancılara yapılan satışlar ekimde yüzde 8,8 azalarak 5.377 adet olurken, toplam satışlarda yabancı payı yüzde 5,2. İstanbul’da satılan her 10 konuttan, Antalya’da her 3 konuttan birini yabancılar aldı. Geçen ay yabancıya satılan konutların yaklaşık yarısını 2023 konutla Rusya vatandaşları aldı. Konut satışlarının düşmesinde en önemli etkenlerden birisi, uygulanan para-faiz politikalarıyla konut kredisine erişimin neredeyse olanaksız hale gelmesi, konut kredisi faizlerinin yükselmesiyle ipotekli konut satışlarının hızla gerilemesi oldu. Ekimde ipotekli konut satışları geçen yılın aynı ayına göre yüzde 52,7 azalarak 13 bin 268'e düşerken toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 12,9’a indi. İlk el yeni konut satışları ekimde geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 22 azaldı. Aynı şekilde ikinci el konut satışları da artan fiyatlar ve yüksek kredi faizlerinden ötürü yüzde 26,7 oranında azaldı. Merkez Bankası’nın aylık olarak yayınladığı Konut Fiyat Endeksi (KFE) eylülde yıllık ortalama yüzde 189,2 artarken, üç büyük ildeki yıllık artış oranı İstanbul’da yüzde 212,1, Ankara’da yüzde 196 ve İzmir’de yüzde 185,8 olarak açıklandı. Türkiye, küresel Emlak ve Gayrimenkul kuruluşu Knight Frank’ın Küresel Konut Fiyatları Endeksi’nde bu yılın ikinci çeyreği itibarıyla 56 ülke arasında yüzde 160,6 fiyat artışıyla birinciliğe yükseldi. İkinci sıradaki Slovakya’da bu oran yüzde 25,5, üçüncü Çekya’da yüzde 23,5. Enflasyondan arındırılmış reel konut fiyat artışlarında da Türkiye, yüzde 45,9’la dünya birincisi. İkinci Slovakya’da yüzde 10,8, üçüncü Çekya’da yüzde 9,5! Türkiye’nin enflasyondan arındırılmış reel konut fiyat artışı Almanya’nın 15, Avusturya’nın 10, Japonya ve ABD’nin 4, Fransa ve Polonya’nın 22, İsviçre’nin 46 kat üstünde. Danimarka, Norveç, Finlandiya, İspanya, Belçika, İtalya, İngiltere vb. pek çok ülkede ise konut fiyatları düşmüş ya da aynı düzeyde kalmış. Kira araştırmasına göre beş büyük ilde en düşük kira geçen yıla kıyasla yüzde 154-163 arasında artarak, İstanbul ve Antalya’da 10 bin, İzmir’de 7, Ankara’da 5, Bursa’da 4 bin liraya ulaştı. Bu kiralar; ilçelere, konuma, ulaşım araçlarına mesafesi, özel bir manzaraya sahip olması, vb. özelliklere göre 2-3 kat daha artıyor. İstanbul’da bazı ilçelerde 28-30 bine, Antalya’da 18-22, İzmir’de 18-24, Ankara’da 12-20, Bursa’da 7-11 bin TL’ye kadar çıkıyor. Konut ve kiradaki artışlar milyonlarca kişi için ev sahibi olmayı olanaksız kılarken, ev kiralamayı imkansıza dönüştürüyor. İktidar, 20 yılın sonunda ülkeyi ağır bir barınma sorunuyla karşı karşıya bıraktı. Şimdi aylarca sürecek kura çekimleriyle algı yaratma, milyonlarca başvuru sahibini üç yıl sonra teslim edileceği vaat edilen 250 bin konutla TOKİ üzerinden oyalama peşine düştü! ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 20 KASIM 2022 7 6. Ek bütçeye rağmen ekimde aylık 83 milyar 254 milyon lira bütçe açığı verilirken, ocak-ekim dönemi açık toplamı 129 milyar TL’ye ulaştı. Ekimde gerçekleşen aylık bütçe açığı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 378 arttı. Bütçe, Ekim 2022'de aylık olarak yılın en yüksek açığını verdi! T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın 2022 Ekim ve Ocak-Ekim dönemi on aylık bütçe gerçekleşmelerine ilişkin rakamlar, temmuzda yürürlüğe konulan ek bütçeye rağmen faiz, Kur Korumalı Mevduat (KKM) ve personel giderlerinin bütçeyi hızla tükettiğini gösteriyor. Rakamlara bakıldığında 2022 Ekim ayı bütçe açığı 83 milyar 254 milyon TL olurken Ocak-Ekim dönemi açık toplamı 129 milyar liraya yükseldi. Yılbaşında yürürlüğe konulan 2022 bütçesinde yılsonu açık hedefi 278 milyar TL idi. Haziranda TBMM’den geçirilip, temmuzda yürürlüğe konulan ek bütçede de yılsonu hedefi aynen muhafaza edildi. Eylülde yayınlanan 2023-2025 OVP’de ise yılsonu açık hedefi 461 milyar liraya yükseltildi. 2022 Ekim ayında aylık 83,2 milyar TL olan bütçe açığı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 378 artış ve aylık açığın dörde katlanması anlamına geliyor. (2021 Ekim 17,4 milyar TL) Bütçe gelirlerindeki artış yüzde 89’da kalırken giderlerdeki artışın yüzde 134’e yükselmesi, yeteri kadar vergi toplanamadığını ancak bütçe harcamalarının hızla arttığını gösteriyor. İktidarın ‘düşman’ ilan ettiği faiz giderlerinin ekimde geçen yılın aynı ayına göre yüzde 327 artış göstermesi en çarpıcı işaret. Bütçedeki başka hiçbir gider kaleminde böylesine büyük bir artış söz konusu değil. Vergi gelirleri içinde en yüksek artış yüzde 155 ile Özel Tüketim Vergisi’nde (ÖTV) gözlenirken, alkol, tütün, akaryakıt zamlarıyla bütçe gelirleri ayakta tutulmuş. Kurumlar vergisi tahsilatındaki artışın yüzde 33’te kalması iktidarın sağlıklı ve sağlam vergi toplamadaki zafiyetinin en somut göstergesi. 2022 bütçesinde öngörülen faiz giderleri hedefi 330 milyar lira olmasına karşılık on ayda ödenen faiz toplamı 268 milyar liraya ulaştı. Kasım ve aralık aylarına kalan faiz ödeneği 62 milyar TL ve bunun fazlasıyla aşılması, faiz giderlerinin yılsonu itibarıyla 330 milyarın çok üzerine çıkması kaçınılmaz. Kaldı ki iktidarın faiz yerine ‘kur desteği’ demeyi tercih ettiği KKM kur farkı ödemelerinin de faiz olduğu apaçık. Hazinenin sekiz ayda 91,6 milyar TL’ye ulaşan kur farkı ödemeleriyle bütçedeki faiz ödeneği çoktan aşıldı, 421,6 milyar TL’ye ulaştı. İktidar bu yüzden OVP’de yılsonu bütçe açığı hedefini 278 milyardan 461 milyar TL’ye yükseltmek zorunda kaldı. Kasım ve aralıkta aylık bütçe açığının 150-160 milyar TL düzeyine yükseldiğini, yılın son iki ayında 300 milyarı aşan bütçe açığı verildiğini görmek hiç de şaşırtıcı olmayacak. İktidar ve ekonomi yönetimi, bütçe dengelerini sağlamak, gelirleri toplamak konusunda acizlik içinde. TBMM’de görüşmeleri devam eden 2023 bütçesinin de aynı anlayışla hazırlandığını, borçlanarak seçime dönük keyfi harcamalara olanak yaratmak dışında bir amacının olmadığını, üzülerek ifade etmek zorundayım! ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 20 KASIM 2022 8 7. Sanayi üretimi yılın en kötü seviyesine geriledi. Sanayide giderek belirginleşmeye başlayan durgunluk ve yavaşlama üretimdeki düşüşle iyice somutlaştı. Eylül ayında yıllık yüzde 3,6 düzeyindeki üretim artışı beklentisi yüzde 0,4 ile beklentilerin çok altında kalırken, aylık bazda sanayi üretimi yüzde 1,6 geriledi! Elektrik tüketimindeki gerileme, kapasite kullanımındaki azalma, ihracattaki yavaşlama gibi göstergelerle kendisini belli etmeye başlayan sanayi üretimindeki sıkıntılı süreç, geçen hafta açıklanan eylül ayı verileriyle net biçimde açığa çıktı. Beklentiler eylülde sanayi üretiminde yıllık düzeydeki artışın yüzde 3,6’ya ulaşması yönündeydi. Ancak açıklanan rakamlar sanayi üretimindeki yıllık artışın geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 0,4 ile beklentilerin dokuzda biri düzeyinde kaldığını gösterdi. Sanayi üretimi aylık bazda ise eylülde yüzde 1,6 geriledi. Sanayi üretiminde eylül ayındaki tabloya alt sektörler itibarıyla bakıldığında, geçen yılın aynı ayına göre madencilik ve taş ocakçılığı sektöründe yüzde 16,5, elektrik gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektöründe yüzde 2,4 üretim düşüşü yaşanırken, imalat sanayinde yüzde 1,7 artış gerçekleşti. Buna karşılık sanayi üretiminin eylülde sergilediği aylık gelişme, ağustos ayına göre yüzde 1,6 üretim düşüşü oldu. Eylülde bir önceki aya göre üretim, madencilik ve taş ocakçılığı sektöründe yüzde 2,6, imalat sanayi sektöründe yüzde 1,6, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektöründe yüzde 1,7 azaldı. Bir süreden beri, adeta ‘geliyorum’ dercesine öncelikle otomotiv başta olmak üzere, beyaz eşyada, makine teçhizatta, elektrikli ev aletleri ve elektronikte gerileyen satışlar, iç talepteki düşüş, ihracatta da siparişlerin azalmasıyla kendisini gösteriyordu. Gerileyen talep ve satışlar karşısında, başta enerji ve ithal hammadde, ara malı, yatırım malı maliyetlerindeki artışların da etkisiyle kapasite kullanımını yavaşlatan sanayi sektörü, giderek üretimini kısmaya yöneldi. Kur ve enflasyon artışlarıyla üretimi sürdürmenin maliyeti olağanüstü düzeylere ve katlanılamaz boyutlara ulaşınca bu kez üretimi azaltarak maliyetleri düşürme yolu tercih edilmeye başlandı. Uygulanan yeni ekonomi modeliyle üretim, ihracat ve istihdamda artış hedeflenmesine karşılık sanayi üretimi başta olmak üzere hemen tüm alanlarda hedeflerin tam tersi gerçekleşti. İhracat yavaşladı, dış ticaret açığı 100 milyar dolara, cari açık 40 milyar dolara yaklaştı. Türkiye’nin ihracatının ağırlıklı kısmını oluşturan sanayi ürünlerine dönük siparişlerin duraklaması, sanayiciyi zorunlu olarak üretimi azaltmaya yöneltti. Eylül ayı verileriyle de sanayi üretimindeki düşüş somutlaştı. Bunun yansımaları önümüzdeki aylarda daha belirgin şekilde ihracat ve istihdam üzerinde kendisini gösterecek. İktidarın ekonomi modeli, para-faiz politikalarıyla üretimi sürdürmek ve yatırım için finansmana, krediye erişimi iyice güçleşen sanayi sektörü de tıpkı tarımda üreticinin üretimden uzaklaşması gibi, sanayi üretimini azaltmaya mecbur kaldı. Bu gidişat, yatırım, üretim, istihdam ve büyüme açısından ülke ekonomisinin zorlu bir sürece girdiğini gösteriyor! ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 20 KASIM 2022 9 8. Ekimde Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi, yıllık yüzde 163,32’ye yükseldi. Sütte yüzde 125’e, mevsimi olmasına rağmen narenciye ürünlerinde yüzde 361’e, pirinçte yüzde 230’a ulaşan üretici fiyat artışları, temel gıdaya erişimin gittikçe zorlaşacağını ve yetersiz beslenme sorununun ağırlaşacağını işaret ediyor! Süt içmek, peynir yemek lüks oldu! Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi’nde (Tarım-GFE) TÜİK’in son açıkladığı ağustos ayı verisiyle yüzde 135’i aşan artış başta gübre, mazot, ilaç, elektrik vb. ana girdilerde yüzde 200’ün de üzerine çıkmıştı. Bu maliyet artışlarının en somut yansıması, TÜİK’in ekim ayı Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım-ÜFE) rakamlarında ortaya çıktı. Tarım-ÜFE ekimde, eylüle göre bir ayda yüzde 4,59, geçen yılın aynı ayına göre yıllık yüzde 163,32 yükseldi. Tarım üretici fiyatlarındaki yıllık artış martta yüzde 84,1 iken nisanda yüzde 118,5’e, Mayıs'ta yüzde 155’e yükseldi. Şimdi açıklanan son resmi veriyle ekimde 163,32’ye çıkarak 7 ayda marttaki fiyat artışının iki misli düzeyine ulaştı. Tarım-ÜFE’deki bu artışın kısa sürede perakende satış fiyatlarına yansıması, halen pek çoğu çift haneli fiyatlarla satılan pek çok temel gıda ve beslenme ihtiyacına dönük ürünlerin yüklü zamlarla daha da erişilemez hale gelmesi kaçınılmaz. Tarım-ÜFE’de yer alan 92 maddede yıllık artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla yüzde 83,57 ile koyun ve keçi, bunların işlenmemiş sütleri ve yüzde 125,26 ile tropikal meyveler olurken yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise yüzde 361,53 ile turunçgiller ve yüzde 230,48 ile pirinç oldu. Endekste kapsanan 92 maddenin üçte ikisini oluşturan 59 ürünün fiyatında artış yaşandı. Bu, gıda fiyatlarında yeni zamlarla yükselişin süreceğinin göstergesi. Mevsimi olmasına karşılık portakal, mandalina, limon, greyfurt vb. narenciye ürünlerinde, bahçedeki üretici fiyat artışının yüzde 361 olmasıyla, kış mevsimindeki bu en yaygın meyvelere geniş kesimler ulaşamayacak. Halkın temel gıdalarından pirinçteki fiyat artışının yüzde 230, süt ve süt ürünlerinde yüzde 125 olması, bu ürünlerin pazar ve marketlerdeki tezgah, raf fiyatlarında yüklü zamların görüleceğini haber veriyor. Milyonlarca ücretli, dar gelirli, emekli, asgari ücretli şimdiden pek çok ürünü satın alamama, tüketememe, nefsini açlıkla terbiye etme mecburiyetiyle karşı karşıya. Süt, peynir, tereyağı, yoğurt vb. temel gıdaların ana maddesi sütte, TÜİK verisiyle üretici fiyatında gerçekleşen artış, bu ürünlerin perakende fiyatlarının milyonlarca hanenin alım gücünü kat kat aşacağının, milyonlarca çocuğun yetersiz beslenme riskiyle karşılaşacağının işareti. Boş beslenme çantalarıyla ve evinden aç şekilde okula gitmek zorunda kalan 16 milyon öğrenciye, kahvaltı ve öğlen için ücretsiz beslenme desteği verilmesine yönelik 2023 bütçesine ödenek konulması teklifi AK Parti-MHP oylarıyla reddedildi. Üretici, girdi maliyetleri ve üretim süreçlerindeki fiyat artışlarıyla baş edemediği için ürün fiyatını artırmak zorunda kalırken, 2023 bütçesinde faize ayrılan 560 milyarlık ödeneğe karşılık tarımsal üretim desteklerine ayrılan ödenek bunun onda birinden az ve sadece 54 milyar TL! İktidar aymazlık ve umursamazlıkla, komik destek ödenekleriyle üreticiyi üretimden vazgeçmeye, milyonlarca gencimizi ve çocuklarımızı açlığa mahkum ediyor! ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 20 KASIM 2022 10 9. Putin’in 5 Ekim’de ilhak kararnamesini imzalayarak Herson’dan çekilme kararı, Rusya liderini askeri ve siyasi açıdan zora soktu. Ukrayna ordusuna terk edilen Herson, Rusya açısından Kırım’ın güvenliğini sağlayan stratejik bir bölgeydi. Ukrayna Devlet Başkanı, yeni hedeflerinin Kırım dahil tüm topraklarını geri almak olduğunu açıkladı. Rusya Savunma Bakanlığı, daha önce ilhakla Rusya’ya katılan dört bölgeden birisi olan Herson’dan çekilme kararı alarak bölgeyi boşalttı. Rusların çekilmesiyle Ukrayna ordusu bölgeye girip kontrolü aldı. Herson’u ziyaret eden Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, hedeflerinin Kırım’ı ve Rusya’nın ilhak ettiği tüm toprakları geri alarak Rus ordusunu yenilgiye uğratıp, ülkesine geri göndermek olduğunu duyurdu. Dinyeper nehrinin iki yakasını kapsayan Herson’da önce sivilleri tahliye eden Rusya, ardından bölgedeki askerlerini çekti. Nehir üzerindeki köprülerin Ukrayna ordusu tarafından vurulmasıyla Dinyeper’in doğu ve batı yakasındaki Rus birliklerinin bağlantısı kopmuş, birliklere takviye imkanı kalmamıştı. Ancak Herson, Kırım’ın Ukrayna tarafından ele geçirilmesini engelleyen çok stratejik bir bölge. Rusya, Herson-Donetsk-Lugansk ve Donbass’ta yaptığı referandumda Rusya’ya katılma kararı çıkmasını gerekçe gösterip buraları ilhak etmişti. Putin, 5 Ekim’de bu dört bölgenin ‘sonsuza kadar Rusya toprağı olduğunu’ içeren yasayı imzalayarak, buralara yapılacak bir saldırının Rusya’ya yapılmış sayılacağını ilan etmişti. Şimdi çekilme kararıyla, Rusya toprağı ilan edilen Herson, Ukrayna ordusuna teslim edildi. Rusya’nın Suriye’deki güçlerine komuta eden General Surovikin, geçen ay Ukrayna operasyonun başına getirildi. Rus ordusunun Herson’da çok sıkıntılı bir tablo içinde olduğunu Putin’e ileten General Surovokin’in Putin’i çekilme konusunda ikna ettiği, aksi halde Rus ordusunun ağır hezimete uğrayacağını ilettiği kaydediliyor. NATO, AB ve ABD’nin yeni silah takviyesiyle savunmadan saldırı pozisyonuna geçen Ukrayna ordusunun Kırım’a ilerleyip ilerlemeyeceği şu aşamada belirsiz. ABD ve AB liderlerinin Zelenskiy’i müzakereye oturma yönünde açıktan baskılamaya başlamaları, ABD-Rusya arasında dolaylı görüşme iddiaları ve İstanbul’da iki ülkenin istihbarat başkanlarının temasları sonrasında arttı. Rusya’nın Herson’dan çekilmesi karşılığında Zelenskiy’in masaya oturmayı kabule zorlanarak ateşkesin planlandığını öngörebiliriz. Böylece Rusya ilhak ettiği üç bölgeyi topraklarına katacak, Zelenskiy de ilhak edilen Herson’u geri alarak asgari bir zaferle masaya oturmuş olacak. Uyguladığı yaptırımlar, Rusya’dan fazla kendi ekonomisine zarar veren, enerji kriziyle karşı karşıya kalan AB’nin, Ukrayna’yı toprak tavizi vererek Rusya ile ateşkese zorladığını söylemek olanaklı. Herson’dan geri çekilme, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i siyasi olarak zorlayacak, yenilgi algısına neden olacak. Herson’dan çekilmenin yeni bir saldırıya hazırlık için cepheyi tahkim amaçlı taktik bir hamle olması ihtimali, ağırlaşan kış koşullarında gerçekçi görünmüyor. Rusya, Ukrayna’nın enerji altyapısını hedef alarak başkent Kiev ve birçok yerleşimi elektriksiz bıraktı. Zelenskiy, 10 milyon kişinin karanlıkta kaldığını açıkladı. Rusya ekonomisi, son verilerle eksi yüzde 4 küçüldü, resesyona girdi. Savaşı sürdürme maliyetinin iki taraf için de ağırlaştığı bu aşamada bir müzakere sürecinin başlaması ve ateşkes sağlanması kanımca şaşırtıcı olmayacaktır

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.